17 Kasım 2010 Çarşamba

Kıskanılmak..Arzusunu başkasıyla paylaşmanın vermiş olduğu ağır yük. Hayret veren saplantı..Bu aşkın vazgeçilmezi mi yoksa hamlığın, toyluğun bize sunduğu saplantısal heves, arzu mu?

AKIŞ

Doğmamış düşünceler..Beyaz duvarlara çarpıp oda boşluğuna düşen. Oysa bu düşüncelerin kundakta sallanmaya, taze sütle beslenmeye ihtiyacı var. Yapmam gereken birbirine geçmiş rengarenk top yumağın ucunu keşfederek kendime doğru sarmak ağır ağır. Bu yolla beynime akmasını sağlamak. Ani bir göz kararması ve çınlayan seslerin yarattığı köpüklü dans şarkısıyla canlanmalı hayalimdeki imgeler. Cesur ve bir o kadar da bilinmeyene doğru haince bir kılıç darbesi gibi keskin ve doğrudan olmalı. Eğer var oluş amacımız  mutlu olmaksa sorgulamanın bize mutsuzluk ve endişe getireceğinden haberdar sevişebilmeliyiz oyun oynamakla. Eğer bizimkisi bir seçimden ibaret değilse ve inançsızca kaosta yaratılmış tüm kurgulara karşı geliyor ve farkına varıyorsan, bilinçlisin demektir.

başlıksız

Kapkaranlığıdır geleceğin korkutan..Farlarınızı çekin üzerimden..tüylerimi alev aldırmak mıdır niyetiniz? Eğer gelecekseniz üstüme birden olmalı her şey, çaresiz bırakmalısınız bedenimi.Yapabildiğinizin en hızlısıyla geçmelisiniz üstümden. Bu acıya son vermelisiniz.. Kurallara hangisi uymuştur ki..Ortada kalan sadece yayaların yüzündeki korkuyla buğulanmış şaşkınlık ve dört tekerlek zırhlılarınınsa karşı koyulamaz galibiyeti.Mücadele etmek boşadır..Sen kadın ne yayasın ne sürücü. Tek yaptığın bomboş kara şeritli kara yolda afilli afilli sürünmek.