Bugün de sevdiğim bir adam daha düştü. Artık öğrendim. Ben erkek sevmemeliyim. Yakın olmamalıyım onlara. Aldanıyorum işte, aldatılıyorum. Ah benim salak kafam, öğrenemedin mi hala. Güvenme, güvenme, güvenme
31 Aralık 2011 Cumartesi
Önce babamı kaybettim konuşmaya başladığımda. Bir elim boşta başladım, bir tarafa yalpaladım. Diğer elim annemin avuçlarında oldu hep buna şükrettim. Kimselere demedim, küçüktüm ama küçük kalbim ağlıyordu. O benim ilk erkeğimdi. Sonra başka bir erkeği çok sevdim o da kardeşim oldu. Güldük, ağladık, yedik, içtik beraber. Ama onu da kaybettim. Sonra birine kalbimi verdim, güvenimi, umudumu. Küçük evimin başkahramanı tatlı baba rolünü ona verdim. Çocuklarımın saçını okşayacak adam dedim ona. Sahne hazırlıkları başlamıştı. Kostümümüzü bile ellerimize iğneleri batıra batıra diktik. Birkaç düğme eksikti yanlızca. Sergileyeceğimiz gün geldi ve benim kahramanım sahneye çıkamadan merdivende yerlere devrildi.
27 Kasım 2011 Pazar
Adaletin asıl düşmanları durumundan memnun olan kölelerdir. '' Einesto Che Guevera
http://www.dailymotion.com/video/x6g9vv_1812-overture-v-for-vendetta_music
http://www.dailymotion.com/video/x6g9vv_1812-overture-v-for-vendetta_music
23 Kasım 2011 Çarşamba
Vicdani ret , dilimizin belki de en tekinsiz, en az bilinen, üstünde en az söz söylenen tamlaması. Vicdan da ret de dilimizin zor döndüğü, sorunlu kelimeler..
'' Devlet adına bir insan için değerli olan her şeyden, ailemden, güvencemden, huzurlu bir hayattan ve kendime olan saygımdan vazgeçmem bekleniyor.'' diyor Tolstoy. İşte, vatan uğruna, devlet adına cinayet işlemenin adeta normalleşmiş olduğu kapitalist bir dünya..
Aram Tigran'ın dediği gibi keşke dünyaya bir daha gelsem de ne kadar tank, tüfek ve silah varsa hepsini eritip saz, cümbüş ve zurna yapsam.
http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1070064&Date=20.11.2011&CategoryID=97
'' Devlet adına bir insan için değerli olan her şeyden, ailemden, güvencemden, huzurlu bir hayattan ve kendime olan saygımdan vazgeçmem bekleniyor.'' diyor Tolstoy. İşte, vatan uğruna, devlet adına cinayet işlemenin adeta normalleşmiş olduğu kapitalist bir dünya..
Aram Tigran'ın dediği gibi keşke dünyaya bir daha gelsem de ne kadar tank, tüfek ve silah varsa hepsini eritip saz, cümbüş ve zurna yapsam.
http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1070064&Date=20.11.2011&CategoryID=97
28 Nisan 2011 Perşembe
utançla üşüyen gözlerimi olabilecek en gizli yerlere, en derinlerime kaçırdım hemen.. bağlanmaktan korkar gözlerim sevgili.. ya bir daha ayıramazsa gözlerim gözlerinden kendini? ya kayıp gidersen yüreğimden tam da yüreğim sevmişken yüreğini? O zaman nasıl geçerim arasından anılarımız kokan düşlerimin? Hem de bir başıma? Senle kurduğum senli hayallerin dirilmesine izin ver.. ve affet korktuğum ve sensizliğin arkasına saklandığım adeta sığındığım için.
24 Nisan 2011 Pazar
garip
Aşkın en yüce işlevi, sevilen insanı özgün ve yeri doldurulmaz biri yapmasıdır. Ama aşıklar yine de kavga eder. Çoğunlukla aralarındaki havayı yeni baştan elektriklendirmek, ilişkilerini canlı tutabilmek için ederler bu kavgayı
ave maria
eğer dünyanın gündüz kadar geceye de ihtiyacı varsa, ruhun da aydınlığı dengelemek için karanlığa ihtiyacı olması gerekmez miydi?
otogar
''Otogar gibiydi bizim ev. Aileyi oluşturan insanlar bir araya gelmişler ama yolcu hepsi. Ellerinde valizleri, otobüs de gelmiyor bir türlü.. Gidecek bunlar ama gidemiyorlar, yollar tıkalı, kapanmış.. Herkesin kurtulmaya çalıştığı o ortamda yeiştim ve bende de alıp başını gitme duygusu yerleşti. Ama yaşım ufak gidemiyorum'' Ne güzel söylemiş cezmi
soldier's poem
lise yıllarımın şarkısı... yolda yürürken bile açsam şarkıyı gözlerimi kapardım ve ölece dinlerdim.. eğer hoşunuza gittiyse siz de benim gibi yapın gözünüzü kapatın birkaç dakikalığına ve şarkıyı hissedin:)
yetenek mi bu da benim küçük yeteneğim:)
bazen kulaklığın birini bi kulağıma takarım ve o parçayı artistin kulağıma fısıldadığını hayal ederim. Mesela eğer ben istersem zülfü livaneli akşam otobüsünde sol kulağıma 'gözlerin' türküsünü fısıldar :)
26 Ocak 2011 Çarşamba
Düşüş
Yağıyor yağmıyor kavgasından sonra o gün yanında kaldığım arkadaşıma veda ederek evinden ayrıldım. Hızla köşeyi döndüm ve işteeeeee bugün bunları yazmama neden olan manzarayla karşılaştım: Bir göl ve taş yolu . Taş yol tam beş metre kadardı ve her bir taşın arasında yetişkin bir adamın bir adım atabileceği kadar mesafe vardı. Bu benim yağmur teorimi haklı çıkarıyordu. Durdum ve gözlerimi kısarak yola baktım. Evet evet bunlar Hansel ve Grathel kitabındaki gibi arkadaşım kızıl marul evini bulsun diye babasının yere serptiği taş görünümlü ekmek kırıntılarıydı! Vay canına dedim .. Ama sonra düşündüm ve arkadaşım kızıl marulun evini bulabilecek kadar büyük olduğuna ve evlerinin hiç de karışık bir yerde olmadığına karar verdim. Tabi ya..bu taş yol daha önce de dikkatimi çekmişti ve kızıl marula sormuştum ne olduğunu. Benimki de ne tahmin amaJ Oysa babası yol su olduğunda geçebilmesi için kızıl marula bir taş yol yapmıştı. Su seviyesi taşların zeminine dayanmıştı. Bir an arkadaki uzun yoldan gitmeyi düşündüm ama eğer bu yoldan gitmezsemsem henüz sokak başından geçecek olan minibüsü kaçırabilirdim. Yaramaz çocukların yaramazlık yapacağı vakit yüzüne ilişen o ifade tam da o anda benim yüzüme uçup konduJTabi düşebilirdim de ama nedense beynim bu düşünceyi iteleyerek dışarı çıkarmaya çalışıyordu. Adımım ağır ağır ilerledi ve bu sefer olmayacak, düşmeyeceğim umuduyla bastı yüzeyi küçük kaya taşına.. İşte ilk adımımı atmıştım.. Çok eğleniyordum.. Aynı küçük yaşta bir çocuk gibi düşüncesiz ve heyecanla hareket etmek bana garip bir haz veriyordu. Ayak tabanlarımın sert kaya parçalarına dengeli dokunuşunu hissediyordum. 10. 12. 13. yü de başardım ve işte 14. Taştaydı sıra..Ve her şey o bir saniye içinde gerçekleşti, ben yine kayıp yitip gitmiştim.. Ah çetrefilli kaya parçası..Yine mi yenik düştüm yani sana.. Ve işte o an aniden gözden kayboluşumun hüzünlü töreniydi . Şaşkın iri gözlerim açık mavi jean imin dizden aşağısının koyu maviye çalan kahverengiye büründüğünü gördü. Ben çamurun içindeydim . Ama gülümsedim ..Yoksa nasıl yola devam ederdim. Belki de beynim bedenime bir oyun oynayıp sıkıcı, düpedüz, monoton hayatımda bugünü hatırlayabileceğim bir kurgu yaratmıştı sonunda düşmek bile olsa. Kim bilir belki de sadece bugünü özel kılan basit bir anın hafızamda yer etmesini istemişti. Hatta belki de şuan parmaklarımı yazma arzusuyla harflere boğan ve engel olamadığım adlandırılamayan dürtünün sebebi tam olarak da bu eşsiz kurguydu.
Evet asıl beni yazmaya iten şeyi yazarak keşfediyorum.. Satır aralarında dolanmaktan yuvarlak harflerin içinde cirit atmaktan, yazım yanlışlarının içinde kaybolmaktan, benim bile bazen şaşkına döndüğüm hayal gücümün sınırlarındaki tellere dokunup parmaklarımı kanatmaktan zevk alıyorumJ Yazma sebebim bu evet! Yazılarıma saklanarak kendimi bulmaya çalışıyorum.. İşte bu kadar basitJBen küçük, yeşil, döndüğü dünya yaprağını biraz kemirerek iz bırakmaya çalışan basit, çirkin bir tıltılım..Sadece kelebeğe dönüşüp bir günlük de olsa uçup hayallerimi gerçekleştireceğim günü bekliyorum..
24 Ocak 2011 Pazartesi
Sessiz Harfler
Sessiz harfler!! Gözlerimden yaş yerine bugün de siz akmaktasınız.. Kader mi.. Siz de benim kadar talihsiz misiniz güzel bayan? Düğümlenmiş dramların bizi bulması bir rastlantı mısır sizce de? Konuşmak istiyorum sizinle.. Beni anlayamazsın ama hiç olmazsa boş sözlerini de duymak isterim. Yalnızlığımın boğucu sesinden daha sevimlidir en azından senin dağınık sesin. Duvarlara vurulan kafa sesleri.. Bir bir cenazesi kaldırılıyor hücrelerin! Duymak istemiyorum sizin ezan seslerinizi.. Ama kaçıp da kurtulamıyorum keskin pençelerinizden. Dışıma ördüğüm duvarın boyaları akmaya başladı artık.. Fırtına değil eskisi gibi, en hafif rüzgarda bile yıkılabilirim.. Sözleriniz içimi yaralıyor küçük yaralar açıyorsunuz kırık kalbimde. O ki hiç tamir edilmeye çalışılmamış organ.. Bu takıntılar bir gün beni de sarıp kuyusuna çekecek diye korkmaktayım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


