Eriklerden en irisini seçtim, tuz dolu tabağa bandırdım.
Ağzını sulandıra sulandıra yiyen arkadaşlarımın tersine bir gözümü istemsiz kısarak ve eriği belli
bir süre ağzımda bekleterek yiyebiliyorum . Sesini açtım televizyonun, eski bir film oynuyordu. Aynasız, iri kıyım
adamın sol bileğine kelepçesini taktı,
sonra yanındakinin sağ bileğinde aynı kelepçenin diğer yanı şakırdadı.
Odaklanamıyordum. Kitabım gözüme çarptı. Masanın üstünden aldım, gazete
kupüründen tutup kaldığım sayfayı açtım. Paragrafı bitirmeme yakındı. Sonra
sona doğru bir cümle okudu gözlerim. Şöyle yazıyordu: ‘Bedenimin üzerinde
havada asılı buldum kendimi. ’ Bir kitap cümlesi ne hissettiğini o kadar iyi
anlatıyor işte bazen.
Keşke her ihtiyaç duyduğunda insan bir kelime ya da cümle
imdadına yetişse. Yolda bir küçük kağıt bulayım mesela, öyle bir şey yazsın ki
bir anda beni istediği yere çekebilsin ve ben tüm yol boyunca onu düşüneyim. Ya
da keşke kafamın içinde istediğim an sol gözümü iki kez kırpınca play tuşu devreye girebilen bir teybim
olsa. Ve en çok da yürürken bana eşlik
edecek bir müzik olmalı. Adımına ve ruhuna
uyduracağın türden bir müzik.
Ve yüzün… Şekspir ne
güzel demiş:
‘’Kederin tablosu gibi
Kalpsiz bir yüz’’
İşte öylesine bir yüz. Neyse, en iyisi erikten bir ısırık
daha almak.
siyah bir örtü kapatır sanki güneşi gece
YanıtlaSilgöz görmek istemez karanlıkta
inanır öylece