15 Aralık 2013 Pazar

ŞAHMARAN

On yaşlarındaydım, yokuşun başında, beyaz killi toprakların içinde bir evimiz vardı. Mahallenin en ilginç evlerinden biriydi Hülya teyzelerinki. Düzenli olarak her yıl başka renge boyarlardı evlerini. O yıl fıstık yeşiliydi, önceki yıldan kalma turuncu boya bazı oylumlardan sırıtıyordu. O akşam onlara gidecektik, Hülya teyze bize lezzetli havuç toplarından yapacaktı. Akşam oldu, kapı çalındı, eller sıkışıldı, çay konuldu, büyükler konuşmaya daldılar, beni de sıkılmayayım diye içinde küçük eski bir televizyon olan dar bir odaya yolladılar. Odanın içinde Hülya teyzenin şuruplu halde sertleşmeyi bekleyen çiçekleri seriliydi. O da evin geçimine böylece katkıda bulunuyordu. İncitmeden çiçekleri bir tarafa topladım, oturunca içine çöken saten yüzlü koltuğa  bedenimi sığdırdım. Televizyonun kumandasını aramaya başlayan gözlerim, o anda bir şeye ilişti. Dehşete düşmüşçesine kalakaldım gördüğüm şey karşısında. Duvara doğru yürüdüm, parmaklarımı nakışlarında dolaştırmaya başladım. Annemin de nakışları vardı, nakışlara dokunmayı severdim. Bu denli  güzel olup da insanın içine garip bir ürperti veren bu şeyi daha önce hiç görmemiştim. İçeri koşup  sordum o nedir diye. Babam ‘Şahmaran’dır’ o dedi.
 Yılanların şahı. Baş kısmı insan olan, yılanla insanın birleşmesinden meydana gelmiş doğaüstü yaratık. Doğurganlık, bereket ve bilgeliğin sembolü.
Kapıyı kapadım ve nakışın karşısnda bir saat hayal kurdum. Gözlerim sanki nakışı baştan işliyordu, her ayrıntıya dokundum, renklerin ahengiyle hayallere daldım.
Efsaneye göre, fakir bir ailenin çocuğu Camsab bir gün ormanda bal dolu bir kuyu bulmuş, arkadaşlarına koşup hemen bu haberi yetiştirmiş ve birlikte tekrar kuyuya gelmişler. Camsab’ı balı kuyudan çıkartması için aşağı indiren arkadaşları, açgözlülüklerinden tüm balı çekip çıkardıktan sonra zavallı Camsab’ı kuyuda bırakıp gitmişler. Camsab kapkaranlık kuyuda bir başına kalakalmış. ‘Ben ne yapacağım?’ diye ağlarken birden gözüne iğne deliği büyüklüğünde  bir ışık ilişmiş. Cebinden çıkardığı çakısıyla oyuğu açmış ve ışığa çıkmış. Karşısında içinde binbir güzellikte çiçekler, eşi benzeri bulunmayan pırıl pırıl bir çeşme ve bir yığın yılan bulunan bir bahçe belirivermiş. Gördükleri karşısında dili tutulan Camsab’ın arkasından ulu bir ses yükselmiş,
-İn misin, cin misin? Kimsin?
-Camsab ben.
Karşısındaki süt beyazı,insan başlı, devasa bir yılanmış. Camsab gözlerine inanamamış. Şahmaran, Camsab’ın hikayesini uzun uzun dinlemiş, ‘İnsanoğlu nankördür, hilekardır. Küçücük menfaatleri karşısında muazzam zararlarına razı olur’ demiş. Şahmaran Camsar’a en güzel yiyecekleri ikram etmiş, birbirlerine hayli alışan Camsab ve Şahmaran uzun yıllar o eşsiz bahçede birlikte yaşamışlar. Bir gün gelmiş Camsab ‘Ben ailemi özledim Şahmaran, aileme kavuştur beni.’ diye yalvarmaya başlamış. Camsab’ın bu haline üzülen Şahmaran, kendisini salıvereceğini, ancak yerini kimseye söylemeyeceğine ve asla hamama girmeyeceğine dair ondan söz vermesini istemiş. Rivayete göre Şahmaran’ı görenin hamama gittiğinde vücudu pullarla kaplanırmış.
Şahmaran’a söz verip ailesine kavuşan Camsab uzun yıllar verdiği sözde durarak Şahmaran’ın yerini kimseye söylememiş ve hiç hamama gitmemiş. Ta ki Camsab’ın yaşadığı ülkenin hükümdarı hastalanana ve hastalığının tek devası Şahmaran’ın etinden yemek olana kadar. Ülkedeki herkes tez hamama çağrılmış, kaçmaya çalışan Camsab’ı da elinden ayağından tutarak hamama getirmişler, hamama girer girmez bir anda tüm vücudu pullarla kaplanmış Camsab’ın. Türlü türlü işkenceler yapılmış Camsab’a, sonunda daha fazla dayanamayan Camsab Şahmaran’ın yerini söylemiş. Hemen kuyunun başına gidilmiş ve Şahmaran dışarı çıkartılmış. Camsab’ı gören Şahmaran ‘İşte Camsab nihayet kanıma girdin. Ben insanoğluna itimat edilmeyeceğini biliyordum. Fakat ne çare ki yine aldandım’ demiş. Ölüme giderken de Camsab’a ‘Beni toprak çanakta kaynatıp ilk suyumu sana içirecekler sakın içme zehirlidir. İkinci suyumu iç, gövdemi de hükümdara yedir’ demiş. Şahmaran’ın dediklerini yapan  Camsab ilk suyu vezire içirip ikincisini kendisi içmiş, etini de hükümdara yedirmiş. Vezir ölmüş hükümdar da kısa sürede iyileşip Camsab’ı veziri yapmış.
      İnsanoğlu.. Sadakate ve iyi niyete her daim ihanet eden insanoğlu.. Yeri gelir kimileri Camsab olur, yeri gelir kimileri Şahmaran, ama değişmeyen tek şey  ihanet, hep ihanet.
‘’ İhanet sinsice alazlanırken
Harlı bir yangın olmak için yakıp ve kavuran,
Tozlu bir mozaik tabloda sessizce seyrederek

İntikam gününü beklemekte Şahmaran…’’

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder